Kategori arşivi: Yaşam

Asırlık Koca Çınar Artık Yok

koca-cinarDile kolay, tam 94 yıl. 1921 yılında, yani Cumhuriyet’in ilanından hemen önce dünyaya gözlerini açan, 17 yaşındayken Mustafa Kemal Atatürk’ü toprağa veren Seyit Ali Aksoy, bugün sabaha karşı 04:30 sıralarında hayata gözlerini yumdu.

Manisa ilinin, Salihli ilçesine bağlı Karaoğlanlı köyünde doğan ve yaşamının sonuna kadar burada kalan Seyit dede, 94 yaşında vefat etti. Kendisini benim için önemli yapan, eşimin dedesi olmasının yanında, sahip olduğu engin hayat tecrübesiydi. Sayısız kitap okuyan, genel kültürü çok iyi seviyede olan Seyit dedem, bugün artık yok. Allah ( c.c. ) onu yanına aldı. Mekanı cennet olsun. En son geçen ay konuşmuştuk. 94 yaşında olmasına rağmen bana, 40 yıl önce başından geçen bir olayı anlatmıştı. Onu dinlerken ağzım açık kalmıştı. Çünkü 40 yıl önceki bir olayı anlatırken, gittiği evin açık adresini söylemişti. Hemde kapı numarasına kadar.. Ben 35 yaşındayım. Ama inanın dün ne yediğimi hatırlamıyorum. Müthiş bir hafızaya sahipti.

Torunlarının çocuklarını görme şansını yakalamıştı koca çınar. Haberlere konu olmuştu o yüce yüreğiyle. 1956 yılında köy muhtarlığı yaptığı dönemde, okul bahçesine bir fıstık çamı dikmişti. O fıstık çamı aradan geçen 59 yıla rağmen dimdik ayakta duruyor.

Çocukları, torunları, torunlarının çocuklarıyla oldukça geniş bir ailesi vardı onun. Aradan geçen 94 yılda sayısız dost edinmişti. Onu seven çok kişi vardı. Cenazesine çok fazla kişi geldi. Fakat buradan o kişilere sitem etmek istiyorum. Keşke koca çınar hayattayken yanına gelseydiniz. Sevenleri geldiğinde yaşadığı mutluluk gözlerinden okunuyordu.

Seyit dedem ruhun şad, mekanın cennet olsun.

İstanbul gezisinden arda kalanlar

Günlük hayatın koşuşturmacası, rutin işler vs.. derken, uzun zamandır bloğuma yazı girmediğimi farkettim. Bari, geçen hafta yaptığım 2 günlük İstanbul gezisinden bahsedeyim dedim:)

İstanbul’da yaşadığım 2.5 yıl, güzel olduğu kadar kötü hatıraları da beraberinde getirmişti aslında. 2009 yılında tayinim çıktığında çok sevinmiştim. Şark görevimi bir an önce bitirip, hayatıma bir yön verebilecektim. Fakat, İstanbul’dan ayrıldıktan sonra anladım oranın benim için ne kadar güzel ve özel olduğunu. Neyse, çok fazla dramatize edip sizi sıkmayayım:)

R10.Net sitesinin İstanbul İftar Etkinliği bir bahane olmuştu benim için. Bu etkinlik ile hem İstanbul’u tekrar görebilecek, hemde internet üzerinden devamlı görüştüğümüz arkadaşlarla tanışma fırsatı bulabilecektik. Yoğun bir mesai temposunun ardından, kendime 2 günlük bir kaçamak yapacak vakti buldum ve Cuma gecesi yola çıktım. Cumartesi sabahı, o çok özlediğim İstanbul’daydım. 16 yıldır görüşemediğim lise arkadaşım Ercan’la buluştuk. Oldukça güzel bir sohbetin ardından, gelmeden önce görmeyi planladığım yerlere beraber gittik. Birçoğunuz için çok saçma gelebilecek şeylerdi belki istediklerim. Fakat en çok görmek istediğim yerler, daha önce keyifle seyrettiğim dizilerin çekildiği mekanlardı. Şimdi fotoğraflarla bu kısa gezimden bahsedeceğim:)

İlk durağımız Aşk-ı Memnu dizisinin geçtiği Ziya Paşa Konağı

Sarıyer’de sahil yolundan giderken, Piyasa Caddesi üzerinde tam da önünden geçtik. Hemen arabayı durdurup kendimi aşağı attım:) Atmak tabirini mecazi anlamda kullandım tabii:) Fakat konakta gözle görülür değişiklikler mevcuttu. Konak Rahmi Koç’a ait olduğu için girmek pek mümkün değildi:) Zaten kapalıydı da. Her ne kadar açıları tam tutturamasam da, aradaki değişiklikleri görebilirsiniz.

İşte Aşk-ı Memnu Dizisi’ndeki konağın çekildiği yıllardaki durumu ( Resimler çok net değil, internetten anca bunları bulabildim 🙂 )

Aşkı Memnu Konak 2Aşkı Memnu Konak 3

Aşağıda ise, benim çektiğim son hali duruyor yalının.

Aşkı Memnu KonakAşkı Memnu Konak 1

Yazıma kısa bir süre sonra devam edeceğim:)

Soma faciası ve yansımaları

Soma faciası ve yansımaları13 Mayıs günü saat 13:15 sıralarında, Manisa iline bağlı Soma ilçesinde bulunan maden ocağında yaşanan patlama sonucu, ülkemiz yasa büründü. Son açıklanan rakamlara göre 303 şehidimiz var. Allah rahmet eylesin. Mekanları cennet olsun.

Acımız, kaybımız gerçekten çok büyük. Belkide dünyanın en zor mesleği. Yerin metrelerce, hatta bazen kilometrelerce altında, evine ekmek götürmek için çalışan 303 kişiyi ( Ki daha fazla kişide olabilir ) kaybettik. Keşke olmasaydı, keşke bu durumu hiç yaşamasaydık…

İçimden geçenleri yazsam, satırlara sığmaz emin olun. Fakat yinede içimdekileri sizlerle paylaşmak istiyorum.

13 Mayıs gününe kadar, belkide hiçbirimiz madencilerin ne kadar zor şartlar altında, ne kadar tehlikeli bir iş yaptığını bilmiyorduk. Belki biliyorduk ama gündelik yaşama kendimizi kaptırdığımızdan dile getirmiyorduk. Zaten hep böyle değil midir ? Birşeyleri farketmemiz için illa büyük bir olayın, kazanın olması gerekiyor. Aslında o kadar trajik bir durum ki, ne desek boş.

Bu elim kazadan 15 gün önce, bir milletvekili, Soma’daki maden kazaları için bir önerge sunuyor. Fakat önerge reddediliyor. O önerge kabul edilseydi bu kaza olur muydu ? Sanırım bunu hiç bilemeyeceğiz. Fakat keşke kabul edilseydi diye insanın içinden geçmiyor değil.

Aslında dediğim gibi o kadar trajik bir konu ki bu, kaza ve sonrasında cereyan edenler daha da vahim. Tüm Türkiye, Soma’da şehit düşen madencilerimiz için üzüldü. Belki bir kısmı üzülmüş gibi davrandı. Hani derler ya ” Parayla imanın kimde olduğu belli olmaz ” diye. Böyle bir durum söz konusu. Facebook ve Twitter, hemen hemen Türkiye’deki her evde mevcut. Her evden en az bir kişinin bu platformlarda profili mevcut. Çoğumuz haberleri buralardan okuyoruz. Herkes suçu karşı kesime atıyor. Birileri sabotaj diyor, birileri denetleme yoktu diyor. Siyaset konuşmayı sevmem. Bu yüzden olayın siyasi yönüne girmeyeceğim.

Bu kaza bizlere acı bir ders oldu. İnşallah, bu kurumları işletenlere ve denetleyenlere de bir ders olmuştur. Çünkü insan hayatı bu kadar ucuz değil. Eğer hepimiz empati kurmayı becerebilirsek, eğer herkes vicdan sahibi olursa bu ve benzer acıları yaşamayacağımıza inancım tam.

Bu acı kazanın ardından, protesto yürüyüşleri düzenlendi. Bunda bir sorun yok. Fakat Soma’daki kazaya dikkat çekmek için yapılan bu gösteriler, her zaman ki gibi polisle vatandaşı karşı karşıya getirdi. Bunun tek bir nedeni var aslında. Bu gibi olayları fırsat bilen terör yandaşlarının, kendilerini halkın yanında göstererek cana ve mala zarar vermeye yönelik hareketleridir. Bunun yanında masum vatandaşları provake ederek, daha kalabalık bir kesimin polisle karşı karşıya gelmesine neden oluyorlar. Hiç kimse bana, yüzleri maskeli, ellerinde taşlar, molotoflar, havai fişekler bulunan kişilerin masum olduğunu söylemesin. Eğer gerçekten Soma’da şehit olan kardeşlerimize, abilerimize üzülüyorlarsa, bu tarz hareketlerde bulunmazlar. Ellerinde Türk bayraklarından başka bir bayrak olmaz. Çünkü acının rengi birdir.

Aslında sayacağım o kadar çok şey var ki. Şimdilik burada noktalamak istiyorum. Hepimizin başı sağolsun. Rabbim şehitlerimizin mekanlarını cennet eylesin. Geride kalanlara sabır versin…